Librería Samer Atenea
Kálamo Books
Librería Elías (Asturias)
Librería Kolima (Madrid)
Librería Proteo (Málaga)
(...) Bizim memlekette ise her yaz binlerce hektar orman kül olur, yetersiz araç ve personelle sürdürülen müdahale yetersiz kalır, Ak Saray’da onlarca makam uçağı yatarken, yangınlara müdahale edecek uçak bulunamaz ama tek bir sorumlu istifa etmeye yanaşmaz. Altına işemiş biri gibi koltuklarında oturmaya devam ederler. Binlerce metrekare alan, içindeki canlı türleriyle yok olurken suçu rüzgâra, kadere ya da piknik yapanlara atıp koltuklarına yapışmaya devam ederler. İstifa etmeyi bir erdem değil, bir zayıflık olarak gören bu pişkin bürokrasi ve siyaset anlayışı, doğamızın da geleceğimizin de en büyük düşmanı.Ege ve Akdeniz kıyılarımızdan başlayıp iç kesimlere kadar uzanan o yeşil cennetler, birkaç gün içinde gri birer kül yığınına dönüştü, dönüşüyor. An itibariyle, yüzlerce noktada yangın olduğu haberlerini dinliyorum. Kaybettiğimiz yüz binlerce metrekarelik ormanlık alan, sadece yanıp kül olan ağaçlardan ibaret değil Leyla’m. Toprağın altında ve üstünde yaşayan milyarlarca börtü böceğin, kaplumbağanın, çam pürlerinin, kuş yuvalarının, orman hayvanlarının; dolayısıyla binlerce yıllık ekosistemin yok oluşunu izletiyorlar bize.Her yıl yüzölçümü yüz binlerce futbol sahasına denk gelen orman arazisini, o eşsiz biyolojik çeşitliliği alevlere teslim ediyoruz. Yanan her metrekare toprakla birlikte geleceğimiz, suyumuz, nefesimiz de kül olup gökyüzüne savruluyor. Muğla’nın, Antalya’nın, Çanakkale’nin, İzmir’in o zümrüt yeşili tepeleri haritadan silinirken; kaybettiğimiz alanların büyüklüğü istatistik raporlarında buz gibi soğuk sayılara dönüştürülüyor. 'Şu kadar hektar yandı' denilip geçiliyor ama o hektarların arkasında yok edilen devasa yaşam alanları, çoraklaşan topraklar, özelliğini, eşsiz güzelliğini kaybeden mikroklimalar gerçeği, bir iki haber kanalı dışında görmezden geliniyor. Sarayın emrindeki yandaş kanallar, suçu halkın sorumsuzluğuna yükleyip, şüpheli onlarca kişinin kahraman polisimiz tarafından yakalandığını söyleyerek, 'Devlet ne yapsın, millet bu kadar sorumsuzluk yaparken' denmesine aracılık ediyorlar. Yapay zekaların, her yeri en ince ayrıntısına kadar izleyebilen kameraların konuşulduğu günümüzde, yangına anında neden müdahale edilemediğini, birkaç muhalif gazeteciden başka soran olmuyor. İnan ki meleğim, alevlerin ortasında kalan çaresiz insanların, hayvanların, çıtırdayarak yanan ağaçların, börtü böceğin feryatları Tokyo’ya kadar gelip yüreğime saplanıyor. Cumhuriyet tarihi boyunca ilmek ilmek korunan o yaşlı çam ormanları, birkaç haftalık ihmalkarlık ve beceriksizlik zinciri yüzünden haritadan silinirken, kaybedilen toprağın büyüklüğü karşısında insanın aklı duracak gibi oluyor. Silivri’ye mahkeme, ülkenin her yerine hapishane yapmaya doymayan bu siyasal dinci faşist iktidar, şimdilerde milleti, iki yüzlü Kürt siyasetçilerden aldığı destekle, demokrasi yalanlarıyla uyutuyor. 'Şimdi durumunuz çok kötü, ama biraz daha sabredin, sıkın dişinizi, en ileri demokrasi bizde olacak,' deniyor. Bir taraftan da ağzını açan kendini hapiste buluyor. Küle dönen o devasa metrekareler, ülkemizin hayalini kurduğumuz aydınlık geleceğinin, akciğerlerinin sökülüp alınması demek. Bu söndürülemeyen yangınlar yüzünden toprağın erozyona açık hale gelmesi, su kaynaklarının kuruması, Anadolu coğrafyasının çölleşmeye doğru hızla yol aldığını gösterir.