Librería Samer Atenea
Kálamo Books
Librería Elías (Asturias)
Librería Kolima (Madrid)
Librería Proteo (Málaga)
Rütbeleri sökülmüş bir akademisyen albay. Yarım bırakılmış, ruhsatı ve elektriği olmayan bir bina. Ve geceleri bodrumunda buluşan, hayatlarının yönü zorla değiştirilmiş birkaç genç. Yusuf Hoca için burası yalnızca saklandığı bir yer değildir. Yıllarca Harp Okulunda öğrencilerine yapıların nasıl ayakta kaldığını anlatmış bir mühendis olarak, elinde kalan en önemli şeyi yapmaya devam eder: öğretmek.Bodrumdaki masanın etrafında mühendisler, eski askerî öğrenciler ve başka bir ülkede yeni bir hayat kurmaya hazırlanan bir doktor oturur. Önlerinde somut meseleler vardır: yarım binanın kolonları, kirişleri, döşemeleri, temeli ve betonunda beliren çatlaklar.Yusuf Hoca onlara hazır cevaplar vermez. Bir çatlak gördüklerinde önce ölçmelerini ister. Bir kolonun ne kadar taşıdığını sormadan önce yükün oraya nereden geldiğini buldurur. Zemini anlamadan üstündeki yapıya güvenmemeyi öğretir çünkü ona göre mühendislik, gördüğü ilk belirti karşısında hüküm verme mesleği değildir.Önce bakılır.Sonra ölçülür.Sonra kaydedilir.Ve ancak ondan sonra hüküm verilir.Fakat dersler ilerledikçe önlerindeki yapı başka soruların da kapısını açar ve bütün sorular giderek tek bir soruda birleşir:Bir yapı neden ayakta kalır?Bu soru zamanla yalnızca yarım kalmış binaya ait olmaktan çıkar.Yusuf Hoca’nın çevresindeki gençlerin her biri başka bir sistemden koparılmıştır. Kimi eğitimini tamamlayamamış, kimi mesleğini yapamamış, kimi ülkesinden ayrılmanın eşiğine gelmiştir. Kimi öfkelidir, kimi gitmek, kimi hesap sormak ister. Kimi yalnızca yeniden normal bir hayatın peşindedir.Yusuf Hoca’nın kendi hayatı da farklı değildir.Birlikte görev yaptığı bir meslektaşının yazdığı doğru cümleler, bağlamlarından koparıldığında bambaşka bir anlam kazanabilmiştir. Bir kurumun koruyucu usulleri kaybolduğunda, tek bir kişinin korkusu veya menfaati başkasının hayatını değiştirebilir.Yusuf Hoca bütün bunlara rağmen gençlere öfke öğretmez.Unutmayı da öğretmez.Onun yöntemi daha zordur:Ayırmayı öğretir.Fiille niyeti. Kusurla suçu. Kişiyle kurumu. Dayanımla kararlılığı. Sebeple sonucu. Ve her şeyden önemlisi, hükümle delili.Çünkü bir binanın çökmesini tek çatlağa, bir toplumun çürümesini tek insana bağlamak kolay ve eksiktir.Temelin Karanlığı bir mağduriyet romanı değildir. Bir intikam hazırlığının hikâyesi de değildir.Bu, hazırlanmanın romanıdır.Yusuf Hoca ve öğrencilerinin makamı, yetkisi veya gücü yoktur. Bir bodrum. Birkaç sandalye. Kareli defterler. Bir soba. Ve üzerinde tarihler bulunan çatlak bir kolon.Fakat temel zaten görünmek için yapılmaz. Yapının en karanlık yerinde kalır ve üstünde yükselecek her şeyi sessizce taşımaya hazırlanır.Yusuf Hoca’nın yaptığı da belki bundan farklı değildir.Gençlere ne düşüneceklerini değil, nasıl düşüneceklerini öğretmektedir çünkü bir gün yük artabilir. Bazı kolonlar sistemden çıkarılabilir. Bağlantılar kopabilir. Koruyucu ortam kaybolabilir. Dışarıdan hâlâ ayakta görünen büyük bir yapı, fark edilmeden taşıma gücünün sınırına yaklaşabilir.O gün geldiğinde ihtiyaç duyulacak olanlar, en yüksek sesle konuşanlar olmayacaktır.Yükün nereye gittiğini bilenler olacaktır.Taşıyıcı Sistem üçlemesinin ilk cildi Temelin Karanlığı, betonarme bir yapının içinden insana, kurumlara, hukuka ve vicdana uzanan bir roman.Çünkü bazen bir ülkenin nasıl çöktüğünü anlamadan