Librería Samer Atenea
Kálamo Books
Librería Elías (Asturias)
Librería Kolima (Madrid)
Librería Proteo (Málaga)
Bir yapı hasar gördüğünde ilk soru, onun yeniden ayağa kaldırılıp kaldırılamayacağıdır. Fakat asıl güçlük bundan sonra başlar: Neyi onaracağız? Neyi değiştireceğiz? Neyi artık eski hâline döndüremeyeceğimizi kabul edeceğiz? Ve bütün bunlara hangi ölçüyle karar vereceğiz?Taşıyıcı Sistem - Mizan son cildinde bu soruların peşine düşüyor.İlk ciltte bir yapının neden ayakta kaldığını anlamaya çalışan Yusuf Hoca ve çevresindekiler, ikinci ciltte taşıma kapasitesi aşılmış bir ülkenin kurumlarıyla yüzleşmişti. Şimdi önlerinde daha güç bir mesele vardır. Enkazın görünür kısmı kaldırılmış, yeni kurumlar kurulmaya, kayıtlar açılmaya, sorumluluk yolları yeniden tarif edilmeye başlanmıştır. Ancak bir sistemin yeniden kurulması, geçmişte yapılanların tersini yapmak kadar kolay değildir. Çünkü adalet, yalnızca yanlış yapanları cezalandırmakla değil; doğru yöntemi, sonucu kimin lehine olduğuna bakmadan uygulayabilmekle mümkündür.Yıllarca biriken dosyalar açılır. Kararlar, imzalar, raporlar ve tanıklıklar yeniden incelenir. Kimin ne yaptığı kadar, hangi bilgiye dayanarak yaptığı; hangi kararın hangi sonuçlara yol açtığı; sorumluluğun nerede başlayıp nerede bittiği araştırılır. Fakat yüz binlerce insanın hayatına değmiş bir dönemi yargılamak için öfke yeterli değildir. Her dosya aynı değildir. Her suskunluk suç, her hata kasıt, her mağduriyet de tek başına delil sayılamaz.Yıllar geçmiştir. Bazı insanlar Yusuf Hoca’nın kapısını yeniden çalar. Korktuğu için susanlar, kendisini korumak için geri çekilenler, doğru cümleleri yanlış bir bütünün içine yerleştirenler geçmişle birlikte geri gelir. Özür mümkündür. Affetmek de mümkündür. Ama yük kaldırıldığında her malzeme başlangıçtaki biçimine dönmez. Betonarme gibi insan ilişkileri de bazen kalıcı deformasyon taşır. Geçmişin gerçek olması, geleceğin de aynı biçimde devam edeceği anlamına gelmez.Yeni kurumlar işlemeye başladığında başka bir tehlike ortaya çıkar: onları kuranların kendilerini vazgeçilmez sanması. Yusuf Hoca için başarı, kendi düşüncelerinin sürekli kazanması değildir. Gerçek başarı; kendisinin katılmadığı kararların gerekçeli biçimde alınabilmesi, iktidarın sınırlandırılabilmesi, mahkemelerin yönetimin istemediği hükümleri verebilmesi ve sistemin bütün bunlara rağmen çalışmaya devam edebilmesidir.Çünkü iyi yapılmış bir taşıyıcı sistem bile bakımsız bırakıldığında sonsuza kadar dayanmaz.Korozyon yeniden başlayabilir. Küçük çatlaklar büyüyebilir. Kayıt disiplini gevşeyebilir. İstisnalar zamanla kurala dönüşebilir. Bir zamanlar haksızlığa karşı kurulmuş mekanizmalar, onları kullanan insanlar değiştiğinde aynı haksızlığın aracına dönüşebilir.Bu nedenle Mizanın son sorusu artık geçmişe değil geleceğe yönelir:Bir sistem ne zaman tamamlanmış sayılır?Ve bir gün Yusuf Hoca odadan çıkar.Öğrenciler çalışmaya devam eder.Çünkü üç cilt boyunca aranan şey kusursuz insan, kusursuz devlet ya da hiç çatlamayan bir yapı değildir. Aranan; çatlağı görebilen, ölçebilen, kaydedebilen, kendi hükmünü denetime açabilen ve yanlışını henüz küçükken düzeltebilen bir sistemdir.Taşıyıcı Sistem böylece başladığı yere, mühendisliğin en sade gerçeğine döner:Bir yapıyı ayakta tutan yalnızca malzemenin dayanımı değildir. Yükün doğru aktarılması, zeminin bilinmesi, birleşimlerin korunması, hata payının bırakılması, yedek yolların bulunması ve bütün bunların zaman içinde tekrar tekrar kontrol edilmesi gerekir.Çünkü hiç