Librería Samer Atenea
Kálamo Books
Librería Elías (Asturias)
Librería Kolima (Madrid)
Librería Proteo (Málaga)
Kapalı perdelerin ardında, pili bitmiş bir saatin dört kırk yediyi gösterdiği bir odada bir adam oturuyor. Dışarıda dünya dönüyor - insanlar alışveriş yapıyor, çocuklar okula gidiyor, mevsimler değişiyor - ama bu odada zaman durmuş. Adam hasta, aranan, gizlenen, unutulan bir adam. Ve düşünüyor: Affetmek mümkün mü? Değilse - insan öfkesiyle birlikte çürür mü?'Gölgeden Bakış', Sadakatin Gölgesi serisinin final cildi, bu soruyla açılıyor. İlk ciltte kurulan dünya ikincide yerle bir olmuştu; şimdi yıkıntıların arasından ne filizleneceği sorusu yanıtlanıyor. Yılmaz, ne kolay intikama ne de ucuz kurtuluşa sığınıyor. Önerdiği şey çok daha zor ve çok daha gerçekçi: yüzleşme. Kendi yaptıklarınla, yapamadıklarınla ve affedilmesi imkânsız görünen şeylerle yüzleşme. Çünkü affetmek unutmak değildir - hakikatle yüz yüze gelmektir. Ve yüzleşmeyen toplumlar, aynı döngüde boğulmaya mahkûmdur.Bu cildin en şaşırtıcı boyutu perspektif genişlemesi. Farklı bir kültürden, farklı bir dilden, farklı bir inanç geleneğinden gelen beklenmedik bir karakterin hikâyeye katılması, serinin 'kapıları kilitlemeyen' felsefesinin en cesur sınavını oluşturuyor. Bu karakterin yolculuğu, romanın en güzel ve en umut verici sayfalarını barındırıyor. Çocukken ailesinden koparılan Umut ise artık yetişkin bir kadın olarak sahneye dönüyor - öfkeli, kararlı ve babasının savaşını bambaşka bir cephede, uluslararası hukuk arenasında sürdürmeye hazır.Gölgebir’in masasındaki emanetler - bir kitap, bir lamba, mektuplar - her biri bir insanın, bir yaranın temsili olarak anlam kazanıyor. Bir gece, bir kamera karşısında, yirmi yılın sessizliği ilk kez bozuluyor. Ve bu konuşma yalnızca bir adamın değil, yüz binlerce insanın hikâyesini taşıyor. Hastalık ve iyileşme arasındaki ilişki ise romanın en cesur iddiasını barındırıyor: öfke bedeni tüketir, yüzleşme ise iyileştirmeye başlar. Yılmaz bunu mistik bir iddia olarak değil, bir insanın ruhsal ve fiziksel iyileşmesinin iç içe geçtiği bir süreç olarak sunuyor.Roman büyük bir patlamayla değil, bir pencere açma hareketiyle bitiyor. Yıllarca kapalı tutulan perdelerin ardına kadar açılması, güneşin masaya düşmesi, bir adamın dışarıya ilk kez korkmadan bakması. Bu basitlik, serinin tüm ağırlığına verilmiş en güzel yanıt. Sonsöz doğrudan okuyucuya sesleniyor: 'Gördüğünde susarsan, duyduğunda sırtını dönersen, bil ki bu defterin bir sonraki sayfasını senin adınla açarlar.' Bu kitabı okuyan herkes, artık bir tanık.